Ana Sayfa Eğitim Bir anne olarak soruyorum: Ne için eğitiliyoruz?

Bir anne olarak soruyorum: Ne için eğitiliyoruz?

0
Bir anne olarak soruyorum: Ne için eğitiliyoruz?
Bir anne olarak soruyorum: Ne için eğitiliyoruz?

Bir anne olarak soruyorum: Ne için eğitiliyoruz? Senem TahmazBütün Yazıları
Şimdi 11 yaşında olan büyük kızım, ilkokul 3. sınıftayken “Bizi duvarların arasında tutuyorlar.” demişti. “45 dakika boyunca oturmamızı istiyorlar”. “Hep bildiğimiz şeyleri anlatıyorlar”.

Çocuk algısı, çocuk tecrübesi, çocuk duygusu ne kadar da net bir resim çekip önümüze koyuyor…

 

Bir anne olarak soruyorum: Ne için eğitiliyoruz?
Bir anne olarak soruyorum: Ne için eğitiliyoruz?

 

Eğitime ihtiyacımız var, kabul. İlkel kabilede de yaşasak avlanmayı öğrenmemiz gerekecekti. Kabul. Peki, nasıl bir eğitim?

Tası tarağı toplayıp köye yerleşmek için gereken bilgilere haiz değiliz. Okullar temel yaşam becerileri yerine, sistemin ihtiyacı olan insan kaynağına yönelik içerik veriyor, biraz da mecburen. Sanatsal ifade, bedensel ve ruhsal denge, gerçek yaşam becerileri ancak az sayıda okulun günlük programı içinde, o da sistemin izin verdiği ölçüde, aralara serpiştirilebiliyor.

Çocuklar, okullarda neredeyse tüm gün kalıyor. Okul sonrasında da işlerle meşgul ve yorgun ailelerine veya bakıcılarına, icabında AVM’lerde türlü türlü ve bitmeyen ihtiyaçlar peşinde koşturmaya dönüyor. Ayşegül kitaplarındaki gibi ellerinde çantayla, ağaçlarla bezeli bir patikada yürüyerek eve varmıyor… Birçoğu…

Okulların online eğitime geçtiği ilk Pazartesi… Bir özel okul velisi olarak, salgından önceki son zamanlarda hep düşündüğüm şey, verilen parayı kazanmak için ödenen bedellere asla değmeyeceğiydi…

Oturduğumuz bölgede devlet okulu seçeneği, bizim zamanında okuduğumuz, her kesimden ailenin çocuklarının gittiği bir standart okul modelinde olmadığı için tüm şartları zorlayarak sürdürdüğümüz bu eğitim maratonunda daha en başından yorulduğumuzu düşünüyor, bir çıkış yolu hayal ediyordum.

En derindeki hayalim ise elbette ki toprakla iç içe daha sade bir yaşam, daha az eşya, temel ihtiyaçlar etrafında çocuklarımla doğal bir akış içinde olmak. Sanırım ki bu artık binlercemizin içinden yükselen, ruhların seslenişi halinde bir ihtiyaç…

 

Elbette ki mevcut eğitim yükünü yatay düzlemde aynı şekilde sürdürmeyi,

üstüne üstlük evden takip etmeyi hayal etmiyordum. Evdeki iş gücü olup bundan bir kazanç, güvence elde etmeyen annelerin, bir de eğitim iş gücü haline gelmesini değil… Fakat ne yapalım, eğer güncel şartlarda başa bu geldiyse bunun tadını çıkaracağım kısımlarına sevinmeyi, bu deneyimi ilk yaşayanlardan olmayı ön plana alıyor ve “Bundan ne öğreniyorum? Sonrası için ne yapabilirim?” diye soruyorum.

Yollarda, plazalarda ömrünü geçiren anne babalar… Servislerde, dört duvar arasında, sınav sorusu peşinde çocukluğunu tüketen çocuklar, gençler… Zorlu koşullarda çalışan emekçiler çocukları kendilerinden daha iyi koşullarda yaşayan birer yetişkin olsun diye yok paraya çalışırken, zorlu koşullarda dirsek çürüten çocukları…

Farklı şartlar gibi görünse de durumlar birbirine denk aslında. Herkes insanlığın bu zamana kadar biriktirdiği türlü aşırılıkların kölesi… Maddi tatmin tatlı gelse de aslında bedenler yorgun, herkes bir Ege kasabası veya köy yaşamı hayali kuruyor, bir avuç insan dışında da kimse yerinden kıpırdayamıyor. Çark dişlileri arasına bu kadar sıkıştıktan sonra kolay mı?

 

Eğitim, dünyanın kanayan yaralarından biri. Ne için eğitiliyorduk? Müfredat nasıl bir insan ihtiyacı için şekillendirilmişti?

Endüstrinin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirmek için geliştirilen, yap-boz edilen müfredat ve sınav sistemi “Another Brick in the Wall” yerine toprağı yeni su damlalarıyla canlı tutmak için yeniden ele alınmalı.

Onlarca yıldır birçok eğitimci de aile de bunu haykırıp duruyor. Bir yandan da farklı yöntemlerle haykıran bir varlık daha var; Toprak ana, yeryüzü, Gaia… Binlerce yıldır beslediği ve kucakladığı gibi, binlerce yıl boyunca da bunu devam ettirecek olan yaşam gücüne sahip, biz insanların küçük idrakleriyle hala tam olarak kavrayamadıkları ve ellerine yüzlerine bulaştırdıkları bu yaşam oyunundaki sonsuz varlık, dünya yaşamının annesi…

Çocuklar gibi dupduru su ile, gün ışığına engel olmayan tertemiz bir gökyüzü ile görevlerimizi yerine getirsek, sorumluluklarımızı bilsek ve ona şükranlarımızı, armağanlarımızı sunsak? Toprak ana bizi her zamanki gibi kucaklamaz mı sanki?

23 Nisan’ın 100. yıl dönümü yaklaşıyor. Virüsün doğrudan etkilemediği çocuklar dolaylı olarak bir hayli etkileniyor. Büyüklerin kaygılarıyla, büyüklerin telaşlarıyla, büyüklerin dünyasının yol açtığı kısıtlamalarla… Ne var ki çocuklar hiç olmadıkları kadar anne-babalarıyla birlikte olma, evin sıcacık atmosferiyle kucaklanma, trafikte ömür tüketmeme, yapılandırılmış ortamlarda saatler geçirmeme özgürlüğü içindeler. Size bir şey söyleyeyim mi?

Çocuklar artık yapay ışıklı-havasız-gürültülü oyun merkezlerine gitmekten, sinemaya gitmekten, AVM’ye gitmekten mahrum kalmıyorlar. Çocuklar bunlardan özgürleşiyorlar. Evlerde çocuklara etkinlik yaptırmak, müfredatı kaçırtmamak için hummalı bir faaliyet içinde çoğu… Okullar telaş içinde youtube videoları çekip gönderiyor, sistem kuruyor, eğitimciler olağanüstü bir çabayla programın gerisinde kalmamaya uğraşıyor. Ah…

Çocukların göz alıcı ve çok boyutlu gelişimine karşılık olarak sistemin cevabı, hala yoğun bilgi bombardımanı… Her çocuk bedensel hareketliliğe, sanatsal ifadeye de dengeli şekilde yer veren bir sistem anlayışı tarafından kucaklanmıyor. Sistem anne babaları sürekli oradan buradan çekiştiriyor. Daha fazla, daha fazla, daha fazla… Kaçırmayalım, eksik kalmayalım, geri kalmayalım…

Peki, nelerden? Halbuki anne babalar evde kek yapmak, aile albümlerini karıştırmak, uzun zamandır aranmayan akrabaları aramak, beraber bahar temizliği yapmak, çiçek toprağı değiştirmek, çekirdek halleriyle gerçek düzenlerini bulmak, evleri ve ruhları havalandırmak için çocuklarıyla kucaklaşmanın tadını çıkarmak istiyor. Temel yaşam pratikleriyle yoğrulan aileler sakinleşiyor, eğleniyor, arınıyor…

 

Hangi işaretleri alıyoruz, bunlara bakalım.

Gerçekleşen salgında, virüs bir tek çocuklara fazla etki etmiyor. Bu mesaj bize ne getiriyor?

Çocukların saflığından ilham alalım ve yeniden başlayalım. Dijitalleşmeden kaçış yok, onu anladık. Abartmayalım, işe yarar dozda tutalım, hayatı sağaltalım, hafifleyelim. Yoğun çalışacaksak eğer, bunu nasıl yapacağımızı düşünmek için çalışalım.

Ne olur artık biraz nefes alalım…

Senem Tahmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here